Kötü Beslenmenin Zararları

Günümüzde artık güzel yemek zevkiyle sağlıklı yaşamın birbirlerine ters düştükleri söylenemez. Gerçekten de kontrolü beslenme sistemlerindeki gelişmeler beslenme kurallarını devamlı değiştirip yenilemektedir. Ancak beslenme süresince yapılan yanlışların bünye üstündeki etkileri şaşırtıcı olabilir. Kötü bir beslenmenin uzun vadedeki kötü sonuçlarını küçümsemek çok ama çok büyük bir hata olacaktır. Metabolizma bozuklukları ve türlü beslenme hastalıkları hem yaşamın tadını kaçırması, yaşamdan beklentileri azaltması hem de yaşamın şeklini kısıtlaması açısından beslenme yanlışlıklarının kaçınılmaz sonuçlarıdır. Beslenmemiz sağlığımızı ya düzene ya da zora sokacaktır. Yanlış beslenmenin doğal bir sonucu olarak fazla beslenmeyle, fazlaca karbonhidrat, yağ, şeker, alkol, tuz ve fazlaca hayvansal protein alındığında fazla kiloların da oluşması doğaldır. Böylelikle vücutta yüksek tansiyon, şeker, gut ve kabızlık gibi garipliklerin oluşması da doğal olmaktadır.

Fazlalıktan doğan eksiklikler

Ölçüsüz bol yiyecek dolayısıyla fazla yükleme yapma neticesi beslenmeyle ilgili olarak bir dizi yetersizliklerin ortaya çıkması tamamen kaçınılmazdır. Tüm fazlalıklara karşın vücut maalesef bazı eksiklikleri üretir veya üretme durumunda bırakılır.

Örneğin;

  • Besleyici liflerde eksiklik.
  • Çok önemli B grubu vitaminlerin eksikliği.
  • Madeni tuzlarda eksiklik. Kalsiyum, demir ve iyot gibi.

İşte bünyenin asıl gereksinimi olan bu elemanların eksik alınması ile başlar.

Kötü beslenmenin psikolojik etkisiEsasen insan yapısının formda ve gerçekten iyi bir konumda olması gıdaya yönelik olarak çeşitli besleyici elemanların dengelenmesi ve bunlar arasındaki tat uyumunun sağlanmasıyla mümkündür. Bu durumda bazen eski alışkanlıkları bir kenara birakıp yağ ve şeker tüketimini kesinlikle en aza indirmeliyiz. Bütün beslenme bilimcilerinin ortak görüşü de budur. Tamamen sanayi toplumlarında görülmekte ve hatta moda olan mide bağırsak rahatsızlıklarının kaynağı genellikle beslenmedir. Ve bu tür hastalıkların yarattığı moral çöküntüleri de berabe­rinde bazı diğer hastalıklan ge­tirirler. Çünkü sindirim sistemi insan psikolojisi ve sinirsel yorgunluklardan doğrudan etkile­nir. Dolayısıyla kendi kafa ve ruhsal yapı dengemizi sağla­maktaki en önemli görev yine bize düşmektedir. Taze veya hazırlanmış şekliyle sevdiğimiz ürünlerin bolluğu ve diğer tüm harici olgular sağlıklı bir yapı için çok önemlidir.

Örneğin;

  • Yemekte acele ve çabuk yemeden besinleri iyi çiğnemek.
  • Yemek öğünlerini ölçülü bir şekilde güne ve haftaya bölmek.
  • Mümkününce dinlenip, sakin yaşamak.
  • Sofra zevkinin tadına varmak, yani tadına vara vara tatmak hazmı zaten kolaylaştıracaktır.

Neticede bünyede oluşan ek­siklikler başlangıçta sadece gö­rünüşte fark edilmekte, giderek vücudun fazladan bir enerji kaybına yol açmakta, sinirsel huzursuzlukların artması ve ni­hayet vücut direncinin azalma­sına sebep olmaktadır. Ve daha­sı bu eksiklikler bazı önemli zararlara da neden olurlar.

Örne­ğin bir selüloz eksikliği devam­lı kabızlığı getirir beraberinde. Hatta lifsiz bir beslenme şeklin­de gıdalar ağızda fazla çiğnen­mez. Yani barsaklarda kalıp özümlenme süreci çok çok azdır. Bu nedenle fazlasıyla bile ye­mek yiyenlerde sofradan sanki aç kalkmış hissi vardır. Bunlar küçük ama sağlıklı bir beslen­me için üzerinde önemle durulması gereken detaylardır. Ve in­sanın tüm bu detaylara dikkat ederek beslenmesi anlamı olan ve tüm duygularımızı harekete geçiren bir olguyu başlatır.

Sıhhatli olununca alınan tat

Bırakın değerli bir yemeği, hat­ta fırından yeni çıkmış bir sıcak ekmeğin kıyısından kopardığı­mız parçayı duyarak çiğneme­nin veya taze kokulu bir elma­yı kütür kütür ısırmanın hazzı, nar gibi bir et kızartması akıt­maz mı ağzımızın suyunu, işte bu küçük zevklerden tat alma­nın şartı gıdaların aralarındaki uyumu sağlamaktadır. Bu uyum da bizi sofrada ağız tadına vardırır.

Yemekli kutlamalar

yemekli kutlamalarDüşündünüz mü hiç nerede olursak olalım, hangi şartlarda olursak olalım hayatımızda ola gelen önemli tüm olaylar bir yemekle kutlanır. Olaylar o ye­mekte tekrar dile gelir, heyeca­nı tekrar yaşanır. Diğer bir de­yişle o olay o yemekle tamamlanmış olur. Nedense bu hep böyledir ve böyle olmuştur dünyanın dört bir yanında. Güzel bir ortam, güzel bir atmosferde yenilen yemek ilişkileride açar, götürür beraberin­de. Bu bir şekildir. Sadece her tür insan ilişkisinde değil, dün­yayı yöneten siyasi liderlerin de her fırsatta hatta kahvaltıları bile bahane edip iş ve politika konuşmalannı ellerinde çatal bıçakla yapmak istemelerinin sebebi nedir sizce? Buna işadamlarının meşhur iş yemeklerini de ilave edebilirsi­niz. İşte bu ve bunlar, yemek ve içmek, diğer bir tabirle mut­fak ve mahzen dediğimiz in­sanlık kültürünün iki ana öğe­sidir. Bırakalım bu görkemli ye­mek ve ziyafetleri bir yana, iki sevgilinin birlikteliklerindeki sofra başı heyecanın yerini de düşünün hele bir…

Biliriz hepimiz bir iyice kalbe giden yolun nereden geçtiği­ni…

Sonu kalbe de varsa yolun, ye­meğimizi ve beslenmemizi ha­fife almayıp mümkünce denge­li ve yapıya uygun bir şekilde gerektiğince ve gerektiği kadar ama tat alarak ve tatlarına vara­rak hazırlayalım ve yiyelim.
Olcay Sönmez

    • selenay on 19 Nisan 2011 at 12:14
    • Cevapla

    ben bu bilgileri hiç beyenmedimmm :DDD

    1. İşine gelmedi de o yüzden de mi? :P

gunes için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Your email address will not be published.